Mahallem Depreme Dayanıklı Mı? Gerçekten Bunu Bilmeli Miyiz?
İzmir’de yaşayan biri olarak, mahallemde depreme dayanıklılığı sorgulamadan duramıyorum. Hani o hani, “ama deprem riskli bir bölge” diyenler var ya, bazen içimden “Eee, ne olacak şimdi?” diye geçiriyorum. Gerçekten depreme dayanıklı mıyız? Bir deprem anında sokağa döküldüğümüzde mahallenin halini görebilecek miyiz, yoksa başka bir dünyada mıyız? Bu sorular kafamda dönüp duruyor. Belki de hepimizin kafasında…
Deprem Gerçeği: Mahallemiz Ne Durumda?
Biraz sakinleşip düşündüğümde, mahallemdeki binaların çoğunun ne kadar “modern” olduğunu fark ediyorum. Yani, eski bir İzmirli olarak, yaşadığımız yerin eski olmasının verdiği ruhu da seviyorum ama bir yandan “Deprem anında buradan sağ salim çıkar mıyım?” diye de kaygılanıyorum. En basitinden, 1999 depreminde yaşananları unutmak mümkün mü? Hadi diyelim unutuldu, peki sonrasında yapılması gerekenler yapıldı mı? Gerçekten bizim mahalle, depreme dayanıklı mı?
Görünüşe bakılırsa, burada, “Birkaç duvar boyası, yeni pencere çerçeveleri, biraz da estetik” ile geçiştirilen bir mantık var. Yani, binaların çürük olup olmadığı, temelin sağlamlığı, eski yapılarla yeni yapılar arasındaki farklar göz ardı ediliyor gibi. Yapılaşma hızla devam ederken, “deprem yönetmeliği” diye bir kavram var ama uygulamada ne kadar sağlıklı işliyor, işte bu ayrı bir soru. Tabii ki bunu ben, bir sosyal medya kullanıcısı olarak, şehri gezerken her gün fark ediyorum; yeni binalar kadar eski binalar da deprem gerçeğini ne kadar ciddiye alıyor? Hepimiz “o eski binalar zaten yıkılır” düşüncesine mi saplandık?
Güçlü Yönler: Yeni Yapılar ve Gelişen İyileştirmeler
Evet, yeni binalarda iş biraz daha iyi durumda. Sonuçta İzmir gibi bir şehirde, 1999’daki felaketin ardından yapılan iyileştirmeler, kanunlar ve düzenlemeler sayesinde, yeni yapılar depreme dayanıklı olmak zorunda. Tabii ki her yeni bina, daha sağlam temeller, daha dikkatli mühendislik çalışmaları demek. Çoğu mahallede, özellikle daha yeni yerleşim alanlarında, modern binaların sağlamlığı konusunda bazı güven verici gelişmeler de oldu. Bu yeni yapılar en azından depreme dayanıklı olmak adına bazı adımlar atıyorlar. Hatta bazılarında sismik izolatörler kullanılıyor, bu gerçekten büyük bir yenilik.
Ama ne kadar güvenebiliriz? Bütün bunlar işin teorik kısmı. Gerçek hayatta, inşaat sektöründeki denetimler tam anlamıyla nasıl işliyor? İşte burada işler karışmaya başlıyor. O yüzden yeni binalara bile “tamam” diyemiyorum. Zira her ne kadar bir kısmı iyi yapılsa da, hala kötü uygulamalar ve denetimsizlikler mevcut.
Zayıf Yönler: Eski Yapılar ve Denetim Eksikliği
Her ne kadar yeni binalarda bir iyileşme olsa da, eski binaların durumu hala çok iç açıcı değil. Kaldı ki, eski binaların çoğunda temelden, duvarlara kadar her şey sorunlu. Üstüne üstlük, her mahallede bazen bir apartmanın veya sokağın ne kadar eski olduğunun farkında bile olmuyoruz. Herkes kendi “muhteşem” dairesini en iyi şekilde bakımlı sanıyor ama bu, “deprem anında sağ salim çıkacak mıyız?” sorusunu geçiştirmiyor. Eğer bir apartman 40 yıl önce yapılmışsa, şansınız ne kadar? Kimse bilmez.
Ve hatta, denetimlere ne kadar güvenebiliriz? Binamızda, apartmanımızda gerçekten gerekli olan önlemler alındı mı? Hangi inşaat firması, gerçekten mühendislik ilkelerine uyarak, doğru malzeme kullanıyordur? Bazen, en güzel evlerin en dayanıksız evler olduğunu düşünüyorum. Çünkü en iyi görünen ev, aslında en eski malzemelerle yapılmış olabilir.
Mahallemi Seviyorum, Ama Gerçekçi Olalım
Mahallemi seviyorum, buralı olmak bana güven veriyor, ama bu, depreme dayanıklı olmasını sağlamak için yeterli değil. Mahallemdeki her yeni gelişme, bana sadece estetik bir görüntü sunuyor ama gerçekte, sağlamlık ve güvenliği sağlayacak çözümler geliştirilmesi çok daha önemli. Bu konuda belki de yapmamız gereken tek şey, denetimlerin çok daha sıkı hale getirilmesi ve her bina için önceden yapılacak güvenlik testlerinin artırılması. Yani, güvenlik söz konusu olduğunda; “Yapılırsa yapılır” mantığıyla hareket etmek çok tehlikeli bir yaklaşım.
Sadece binalar mı? Peki ya altyapı? Yol yapımından, suyun, elektriğin kesilmesine kadar her şeyin gözden geçirilmesi lazım. Depreme dayanıksız olmanın, sadece bina ile alakalı olmadığını unutmamalıyız. Çevremiz, altyapımız, en ufak bir sarsıntı da bile bizi kayıplara uğratabilir.
Sonuç: Herkes Kendi Mahallesine Baksın
Sonuç olarak, mahallemizin depreme dayanıklılığı konusunda çok net bir şey söylemek zor. Bir yanda sağlam binalar, diğer yanda eski yapılar ve göz ardı edilen denetimler var. Yine de, herkesin bu konuda daha fazla sorumluluk alması gerekiyor. Yani, “Burası depreme dayanıklı” diyerek sadece göz boyamak yerine, gerçekten sağlam ve güvenli bir yapı için çaba harcamalıyız. Eğer herkes biraz daha duyarlı olursa, belki bir gün İzmir’de yaşadığımız yer, gerçekten depreme dayanıklı hale gelir. Ama o zamana kadar, “Beni mi soruyorsun, ne olacağı belli olmaz” demek de geçerli bir seçenek olabilir.
Mahalledeki binaların gerçekten ne kadar sağlam olduğunu bir test etmeden bilemeyiz, ama buna hazırlıklı olmak lazım. Bu konuda da kimse tek başına sorumlu değil, hem mahalleli olarak hem de şehir olarak hepimiz bir şeyler yapmalıyız.