“Buzdolabı hemen fişe takılırsa ne olur” konusunu beğendiyseniz Destekegitim sayfamızdaki diğer makalelerimize de göz atmanızı öneririz.
Buzdolabı hemen fişe takılırsa ne olur? Bir sabırsızlığın içinde büyüyen hikâye
Sevgili Destekegitim takipçileri, bugünkü yazımızda “Buzdolabı hemen fişe takılırsa ne olur” konusuna odaklanıyoruz.
Kayseri’de kışın soğuğu insanın içine işler derler. Ben 25 yaşındayım ve hâlâ bazı günler o soğuğu sadece dışarıda değil, içimde de hissederim. Günlük tutmayı severim. Kimi zaman yazdıklarım kimseye gösterilmez, kimi zaman da sadece kendime itiraf etmek için yazarım. Bu hikâye de öyle bir günün içinden çıktı. Basit bir soruyla başladı ama içimde büyüyüp kocaman bir pişmanlığa dönüştü: Buzdolabı hemen fişe takılırsa ne olur?
Yeni bir başlangıcın heyecanı
O gün evime yeni bir buzdolabı gelmişti. Eski olan zaten uzun süredir uğultulu çalışıyor, kapısını açınca sanki içinden başka bir dünya çıkıyordu. Annem “Artık yenisini al, bu seni daha çok uğraştırır” dediğinde önce istememiştim. Çünkü eski eşyaların bir tür hatırası olur bende. Ama sonra teslim oldum.
Buzdolabı eve geldiğinde içimde garip bir heyecan vardı. Sanki sıradan bir beyaz eşya değil de yeni bir hayatın başlangıcıydı. Mutfağın ortasında duruyordu. Henüz çalışmıyordu ama sanki sessizce beni izliyordu.
Kurulumu yapan adam, “En az 4-5 saat beklemeden fişe takma” dediğinde başımı salladım. Dinlemiş gibi yaptım. Ama içimde başka bir şey vardı. Sabırsızlık. Hatta biraz da inat.
Çünkü ben hep böyleyim. Bir şey geldiğinde hemen çalışsın, hemen hayatıma karışsın isterim. Beklemek bana ağır gelir.
Sabırsızlık ve içimdeki acele
Kurulumdan sonra mutfağa her girişimde buzdolabına bakıyordum. Sanki çalışsa, içim rahatlayacakmış gibi. O boşluk hissi sinir bozucuydu. Sessiz duran bir makine bana eksik bir şey söylüyordu.
O an aklımdan tek bir soru geçiyordu:
Buzdolabı hemen fişe takılırsa ne olur?
Bunu internette okumuştum bir ara ama detayları unutmuştum. Birileri “kompresör zarar görebilir” diyordu, bir başkası “gaz dengesi bozulur” diyordu. Ama bunların hiçbiri o an bana gerçek gibi gelmiyordu. Çünkü yeni bir şey aldığında insan, onun bozulabileceğini düşünmek istemiyor.
Akşamüstüydü. Kayseri’nin güneşi pencerenin kenarından içeri eğik bir şekilde giriyordu. Mutfakta bir sessizlik vardı. Annem salonda çay koymuştu. Ben ise mutfakta yalnızdım.
Ve o an karar verdim.
O an: fiş ve bir saniyelik düşünce
Fişi prizdeydi. Elim uzandı.
Bir saniye durdum.
O bir saniye aslında her şeyi değiştirebilirdi. Ama ben o saniyeyi geçtim.
Fişi taktım.
İlk başta hiçbir şey olmadı. Sadece hafif bir tık sesi. Sonra o tanıdık uğultu… ya da uğultu sandığım şey. Ama normal değildi. Daha sert, daha düzensiz bir ses.
İçimde küçük bir endişe büyümeye başladı.
“Bir şey yanlış mı yaptım?”
Ama kendime bunu itiraf etmek istemedim. Çünkü bazen insan, yanlış yaptığını hissettiğinde bile geri adım atmak istemez.
İlk gariplikler
Buzdolabının sesi birkaç dakika içinde değişmeye başladı. Önce hafif bir tıkırtı, sonra düzensiz bir çalışma. İçim sıkıştı.
Mutfağın içinde yürüdüm. Sanki yürümek bir şeyi değiştirecekmiş gibi. Kapıyı açıp baktım. İçinde hiçbir şey yoktu ama sanki içi bile huzursuzdu.
O sırada annem mutfağa geldi.
“Çok erken takmadın değil mi?” dedi.
Ses tonunda bir soru değil, bir uyarı vardı.
Ben cevap veremedim. Çünkü içimde bir şey çoktan cevap vermişti.
Hata anı: Buzdolabı hemen fişe takılırsa ne olur?
O an öğrendim.
Buzdolabı hemen fişe takılırsa ne olur?
Bazen hiçbir şey olmaz gibi görünür. Ama içeride, görünmeyen bir yerde bir şeyler yanlış gider. Kompresör zorlanır, iç basınç dengesi bozulur, sistem kendini toparlamaya çalışır ama geç kalınmıştır.
Bunları o anda bilmiyordum. Ama hissettiğim şey daha netti: yanlış bir şey olmuştu.
Bir süre sonra buzdolabı tamamen sustu.
Sessizlik daha ağırdı bu kez.
O sessizlikte kendi kalp atışımı duyuyordum.
Bekleyişin ağırlığı
Annem “Bir süre kapat, dinlensin” dedi.
Ama bu cümle bana sadece teknik bir öneri gibi gelmedi. Sanki hayatın kendisiyle ilgili bir şey söylüyordu.
Bazen bir şeyi hemen başlatmak, onu yaşatmaz. Bazen beklemek gerekir. Bunu o gün anlamaya başladım.
Buzdolabının fişini çektim. Sessizce.
Ve mutfakta öylece kaldım.
Kayseri’nin akşamı iyice soğumuştu. Dışarıda rüzgâr vardı. İçeride ise tuhaf bir suçluluk.
Kendime kızıyordum.
“Neden beklemedin?”
Bu soru zihnimde dönüp duruyordu.
Günlüğe yazdığım gece
O gece günlüğümü açtım.
Sayfanın üstüne sadece şunu yazdım:
“Bugün bir buzdolabını acelemle kırmış olabilirim.”
Sonra durdum.
Gözlerim doldu. Abartı gibi gelebilir ama o an gerçekten kırılmış gibi hissettim. Sadece bir cihaz değil, sabrım da kırılmıştı sanki.
Bazen insan kendi hatasına üzülmez. Kendi aceleciliğine üzülür.
Buzdolabı hemen fişe takılırsa ne olur?
Benim için cevap teknik değildi artık. Duygusal bir cevaba dönüşmüştü.
Ertesi gün: ustanın gelişi
Ertesi gün servis geldi. Usta kısa bir bakış attı.
“Çok erken takılmış” dedi.
Bu kadar basit.
Bir cümle.
Ama içimde uzun bir cümle gibi yankılandı.
Eğildi, birkaç kontrol yaptı. Sonra “Şanslısın, tamamen yanmamış” dedi.
Şanslı mıyım?
O an emin olamadım.
Çünkü şans dediğimiz şey bazen sadece daha büyük bir kaybın olmamasıydı.
Küçük dersler, büyük hisler
Usta gittikten sonra mutfağa tekrar baktım. Buzdolabı sessizdi ama artık yabancı değildi bana. Sanki ikimiz de aynı hatayı paylaşmıştık.
Anneme “Bir daha böyle yapmayacağım” dedim.
O sadece başını salladı.
O an anladım ki bazı dersler bağırmaz. Sessizce gelir ve kalır.
Buzdolabı hemen fişe takılırsa ne olur?
Bazen sadece bir cihaz zarar görmez. İnsan da biraz zarar görür. Sabırsızlığına, aceleciliğine, düşünmeden hareket etmesine dair küçük bir iz kalır.
Sonrası: mutfağın değişen dili
Aradan günler geçti. Yeni buzdolabı tamir edildi ya da belki sadece toparlandı, hatırlamıyorum. Ama mutfak aynı mutfak değildi artık.
Her fiş gördüğümde bir an duruyorum.
O küçük duraklama bana çok şey öğretti.
Sabır sadece beklemek değilmiş.
Sabır, yanlış yapmamayı seçmekmiş.
Ve bazen en basit sorular, insanın en derin yanıtlarını ortaya çıkarıyormuş.
Buzdolabı hemen fişe takılırsa ne olur?
Benim hikâyemde bu soru bir teknik bilgiye değil, bir duygunun izine dönüştü. Acele etmenin, küçük görünen bir anda bile büyük bir yankı yaratabileceğini öğrendim.
Kayseri’nin soğuğu hâlâ aynı. Ama içimde artık biraz daha sakin bir yer var.