İçeriğe geç

Alacakaranlık hangi şehirde geçiyor ?

Alacakaranlık Hangi Şehirde Geçiyor?

“Alacakaranlık” (Twilight) serisi, 2005 yılında yayımlandığından beri dünya çapında bir fenomene dönüştü. Ancak bu fenomenin ne kadar gerçekçi olduğu ve hangi şehirde geçtiği tartışmalarını bir kenara bırakıp, biz bu yazıda biraz daha eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşacağız. Çünkü gerçekten de “Alacakaranlık” ne kadar fantastik bir hikaye sunsa da, bazı yönleriyle biraz “fazla” abartılı ve hayal gücünün çok ötesine geçiyor. Hangi şehirde geçtiği konusuna gelecek olursak, bizde sıkça sorulan sorulardan biri de bu: Alacakaranlık hangi şehirde geçiyor? Ya da daha doğru bir tabirle: Bu şehir ne kadar gerçekçi, ne kadar gerçek dışı?

Alacakaranlık’ın Geçtiği Şehir: Forks

Evet, “Alacakaranlık” serisi, Amerika’nın kuzeybatısında, Washington eyaletinin küçük bir kasabası olan Forks’ta geçiyor. Bu, bir kasaba halkı ve tabii ki burada yaşayan insanlar için oldukça ilginç ve izole bir yer. Şehir, sürekli yağmur yağmasıyla ünlü, ve bu da bir vampir için gayet uygun bir ortam, değil mi? Bu kasaba, Stephenie Meyer’ın kitabında, sürekli gri, soğuk ve nemli bir havayla tasvir ediliyor. O kadar ki, birçok vampir için “işler yolunda” diyebileceğimiz bir ortam. Ama burada durup şunu sormak gerek: Bu kasaba gerçekten de sıradışı mı? Yoksa biz, “Alacakaranlık”ın büyüsüne kapıldığımız için kasabanın sıradanlıklarını göz ardı mı ediyoruz?

Forks: Gerçekten Büyülü Bir Yer Mi?

Forks, birkaç istisna dışında, neredeyse hiçbir şekilde büyülü değil. Yani, sürekli yağan yağmur, kasaba halkının asla fazla eğlenmeye fırsat bulamaması, ve işin içine vampirler girmese bile her şeyin kasvetli bir hava taşıyor olması, bana kalırsa oldukça sıkıcı. Eğer sırf her şeyin “karanlık” ve “gizemli” olduğu bir kasaba arıyorsanız, o zaman kesinlikle Forks’ı deneyin. Ama eğer kasaba yaşamından bir parça neşelenmek ve insanlarla iç içe olmak istiyorsanız, kesinlikle başka bir yer tercih edin. Sonuçta, her gün yağmur yağan, gri gökyüzünün altında yaşamayı kim ister? Hepimiz biraz daha renkli bir hayat hayal etmiyor muyuz?

Alacakaranlık’ın Şehrinin Zayıf Yönleri

Gizlilik ve Gerçeklik: Forks’ta yaşayan insanların, etrafındaki “sıradan” dünyayı fark etmemesi bir noktada biraz saçma. Yani, her gün okula giderken, o kadar sıradışı insanlarla karşılaşıp vampirlerle, kurtadamlarla dolu bir okulda okursanız, 3. günden sonra en azından birinin dikkatini çekmesi gerekir, değil mi? Ama hayır, Bella’nın etrafındaki herkes o kadar kör ki, vampirler arasında dolanan bir kız olduğu gerçeği hala kimseyi şaşırtmıyor. Bu bana biraz gerçek dışı gibi geliyor. Gerçek hayatta, böyle bir durum olsa, en azından dedikoduların başlaması an meselesi olurdu.

Kasabanın Depresif Havası: Forks’a dair sevmediğim bir başka şey ise kasabanın genel havası. Eğer sürekli gri bir ortamda yaşamaya mahkum olsanız, insan ister istemez depresyona girer. Gerçekten de, orada bir süre yaşayan bir insanın ruh halini düşünmek bile korkutucu. Hayatın sürekli kasvetli olması, tabii ki vampirlerin şehre olan ilgisini artırabilir ama biz gerçek dünyada nasıl hayatta kalabiliriz? Sürekli yağmur ve soğuk bir kasaba, hayal ettiğimizden çok daha fazla karamsar bir ortam.

Alacakaranlık’ın Şehrinin Güçlü Yönleri

Çok Yönlü Karakterler ve Hikaye: Forks, bir şehir olarak sıradan olsa da, serinin güçlü yönlerinden biri kesinlikle karakterlerin derinliği. Vampirler ve kurtadamlar arasında geçen çatışmalar, gençlik sorunları ve Bella’nın içsel çatışmaları, insanı cezbediyor. Forks’taki herkesin bir sırrı olması, kasabayı sanki daha gizemli ve derin bir yer haline getiriyor. Ama, bu sırlar hep mi aynı kasabaya sahip olur? Belki de şehri güzelleştiren sadece bu sırlar ve bu sırlar yüzünden bu kasaba başka hiçbir yere benzemiyor. Forks’a gelen herkesin, orada bir “hiçlik” hissettiği ama sonra “vardığı” bir amaca ulaşması, şehirle ilgili ilginç bir paradoks oluşturuyor.

Büyüleyici Bir Atmosfer: Eğer hikayeyi bir şekilde hissetmek istiyorsanız, şehrin kasvetli havası, vampirler ve kurtadamlar arasındaki karmaşık ilişki, hiç şüphesiz ki bir cazibe yaratıyor. Gecenin karanlığında yapılan bir yürüyüş, Bella ve Edward’ın birbirlerine duyduğu tutku, doğal bir şekilde kasabanın atmosferine yansıyor. Burada, her şeyin belli bir “gerçeklik” seviyesinde olması önemli. Bu hikaye, casusluk, aşkla karışmış sırlar ve elbette kasabanın gizemi sayesinde büyüleyici hale geliyor.

Sonuç: Forks Gerçekten Yaşanabilir Bir Şehir Mi?

Forks, “Alacakaranlık” serisinin merkezinde yer alan şehir, gerçek dünyada biraz sıkıcı olabilir. Kasvetli havası, sürekli yağan yağmur ve insanların neredeyse her gün aynı rutinde yaşamaları, bana kalırsa pek cazip bir seçenek değil. Ama elbette, fantastik bir hikaye ve sırlarla dolu karakterler için mükemmel bir zemin oluşturuyor. Sonuç olarak, Forks’ı büyülü kılan sadece vampirler ve kurtadamlar değil, o sıradışı atmosferi ve içinde barındırdığı gizem. Gerçek dünyada yaşamak istemezsiniz, ama bir kitapta ya da bir filmde görmek istiyorsanız, işte size en iyi seçenek!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
ilbetvdcasino girişpiabellacasino sitesihttps://www.betexper.xyz/betci.cobetci girişbetci.onlinehiltonbetgir.online