Faizle Alınan Mal Ne Yapılmalı?
Herkesin hayatında bir dönüm noktası vardır. Benim için o dönüm noktası, birkaç yıl önce iş hayatına atıldığımda, borçların ve finansal yükümlülüklerin hayatımızdaki yerini daha net bir şekilde fark ettiğim andı. O zamanlar, ekonomiyi okumuş bir genç olarak finansal konularda elbette bir bilgiye sahiptim ama hayatın içindeki bazı gerçekler beni hep bir adım daha ileriye gitmeye zorladı. Bir gün bir arkadaşım bana, “Faizle alınan mal ne yapılmalı?” diye sorduğunda, bu soruyu sadece teorik olarak değil, hayatın tam ortasında ne yapmam gerektiğini sorgulayarak yanıtlamam gerektiğini fark ettim.
Faizle Alınan Mal ve Sosyal Gerçeklik
Ankara’da, küçük bir semtte büyüdüm. Çocukken ekonomik anlamda pek bir şeyin farkında değildim, fakat büyüdükçe çevremdeki insanların hayatlarına bakarak borçlar, kredi kartları ve faizli kredilerin ne denli bir etki yarattığını fark etmeye başladım. Özellikle bizim gibi gençlerin sıklıkla karşılaştığı bir durumdur: Bir şey almak için faizli kredi kullanmak. Önce bir ev, sonra belki bir araba… Sonra o faizlerin eklenmesiyle, aslında çok daha fazlası alınmış olur.
İlk kez faizle bir şey almak zorunda kaldığımda, iş hayatına yeni başlamıştım. O zamanlar banka kredileriyle ilgili bildiğim her şey, okulda öğrendiğim teorikti. Hani derler ya, “bunu okulda öğrenemezsin, hayat öğretir,” işte o an gerçekten bunu hissettim. Faizli bir kredi ile aldığım o televizyonu, her ay ödediğim taksitlerle aslında o televizyonun çok daha pahalıya mal olduğunu fark ettiğimde, faizle alınan malın yükünü gerçekten hissettim.
Faizle Alınan Malın Ekonomik Boyutu
Ekonomiye göz atarsak, faizle alınan malın uzun vadede bireyler için ekonomik yük oluşturduğunu görebiliriz. Türkiye’deki verilere baktığımızda, özellikle konut kredilerinin faiz oranlarının yüksekliği, ev sahibi olmayı zorlaştıran bir etken olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2023 raporlarına göre, konut kredisi kullanarak ev satın alan kişilerin büyük bir kısmı, aldıkları evin bedelinin üzerine faiz ekleyerek çok daha fazla ödeme yapıyor. Bu durum, ödeme güçlüğü çeken bireylerin sayısının artmasına neden oluyor.
Mesela, 2023 yılı itibarıyla ortalama bir konut kredisi faiz oranı %12 civarındayken, 10 yıl vadeli bir kredi çeken bir kişinin sadece 500 bin TL’lik bir kredi için 350 bin TL daha fazla ödeme yapması gerektiğini düşünün. Bu, bireylerin yaşam standartlarını zorlayan bir yük olabilir. Ancak, faizle alınan malın ne yapılması gerektiğine dair toplumda çok farklı görüşler var. Kimisi, “Yapacak bir şey yok, ödeme yapıp kurtulmak en iyisi,” diyor. Kimisi ise “Bu durumda o malı satmak veya farklı bir çözüm yolu bulmak lazım,” diye düşünüyor.
Faizle Alınan Mal Ne Yapılmalı? Satmak mı, Kullanmak mı?
Bu sorunun yanıtı, kişinin mali durumuna ve bakış açısına göre değişiyor. Bence bu soruyu yanıtlarken, sadece ekonomik değil, duygusal bir bakış açısını da göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bu sorunun cevabını ararken, hayatımdan bazı kesitleri hatırlıyorum. Bir arkadaşım, iş kurma aşamasında bankadan faizli kredi almıştı. Kredi aldıktan sonra, o işin meyvelerini yemeye başlamadan, kredi taksitlerini ödemeye başlamıştı. Sonuçta, işin bir kısmı borç ödemekle geçiyor, diğer kısmı ise işin kendisine yöneliyor. Kredi aldıkları malın aslında o kadar değeri kalmadı. İşin maliyetine katlandılar ama kendi değerlerini kaybettiler.
Bir başka arkadaşım, ailesinin evini ipotek ettirerek kredi almıştı. O ev, faizlerin çok yükseldiği bir dönemde, ailesinin geri ödeme gücü yetmediği için satılmak zorunda kaldı. Faizle alınan mal, hem ekonomik olarak aileyi yıprattı hem de duygusal olarak büyük bir kayba yol açtı. İşte bu örnekler, faizle alınan malın ne yapılması gerektiğini düşündüren, aslında sosyal ve bireysel anlamda yıkıcı etkiler yaratan bir sorudur.
Bana sorarsanız, faizle alınan malın ne yapılması gerektiği sorusuna tek bir cevap yok. Eğer kişi borcunu ödeyebilecek durumdaysa, tabii ki malı kullanmaya devam edebilir. Ancak ödeme gücü yoksa ve malın değeri, kişinin işine yaramayacaksa, en mantıklı çözüm, bu malı satmak olabilir. En azından o malın sahibinin üzerindeki borç yükü hafiflemiş olur.
Faizle Alınan Malın Psikolojik Yükü
Ödeme planı ne kadar uzun olursa olsun, faizle alınan malın üzerinde bir psikolojik baskı olduğunu hepimiz hissediyoruz. Bu, yalnızca parasal bir yük değil, aynı zamanda duygusal bir yüktür. Kredi kartı borçlarının, kredi borçlarının her ay biriktiğini görmek, insanı korkutur. Mesela bir zamanlar bir arkadaşım her ay kredi kartı borcunu düzenli ödemekle birlikte, birikmiş faizlerin ödeyemediği bir noktaya geldiğini fark ettiğinde, gece yatağında uykusuz kalıyordu. O psikolojik baskı, iş yerindeki performansını, genel ruh halini olumsuz etkiliyordu.
Bunun gibi hikayeler, faizle alınan malın yalnızca maddi değil, psikolojik olarak da yıkıcı bir etkisi olabileceğini gösteriyor. Bir malı, özellikle de bir ev ya da araba gibi önemli bir varlığı faizle almak, insanın yaşamını şekillendiriyor. Çünkü her ay o ödeme döngüsüne giriyorsunuz. Hatta bazen bu ödemeler, sizin yaptığınız seçimleri, harcamalarınızı, hatta yaşam tarzınızı bile etkiliyor.
Sonuç Olarak
Faizle alınan mal meselesi, sadece ekonomik bir problem değil, toplumsal bir mesele. İnsanlar, her ne kadar “almak zorundayım” diyerek faizli kredilere başvuruyorsa da, uzun vadede borç yükü bu kişileri sarsıyor. Bu durumda yapılması gereken şey, kişinin ödeme gücüne göre en uygun çözümü bulmaktır. Eğer borçlar yönetilemiyorsa, faizle alınan malın satılması gerekebilir. Bu, hem ekonomik hem de psikolojik olarak kişinin yükünü hafifletebilir.
Her zaman doğru çözümü bulmak kolay değil, ama kendi hayatımızdan örnekler ve çevremizdeki insanlardan aldığımız derslerle, finansal yükleri daha sağlıklı bir şekilde yönetebiliriz. Faizle alınan malın ne yapılacağı sorusunun cevabı, bir nevi hayatta yaptığımız seçimlerin, bakış açımızın ve çözüm arayışımızın bir yansımasıdır.